Tüm Faaliyetler / 1. 3. Tüketici STK’ların(derneklerin) Tüketici Korunmasındaki Rolleri

1. 3. Tüketici STK’ların(derneklerin) Tüketici Korunmasındaki Rolleri

 

SUNUŞ 

İnsan var olduğu günden günümüze, kendisini ekonomik bir mücadele içinde bulmuş ve ekonomik mücadelenin konusu olmuştur. Tüketicinin yaşamını sürdürebilmesi için sürekli bir tüketimde bulunması gerekmektedir. 

               Ülkemizde, öncelikle sanayileşme, kentleşme ve küreselleşme daha sonra da bilgi toplumuna geçiş nedeniyle toplumun tüketim biçimi ve eğilimleri de değişmiş, kendisine sunulan mal ve hizmetlerin çeşit, miktar ve kalitesinde önemli farklılıklar oluşmuştur. Bu da tüketiciyi seçimde, satın almada ve kullanmada zorluklara itmiştir.  Doğal olarak da tüketicinin maruz kaldığı sorunlar çok boyutlu ve kapsamlı bir hal almıştır. Bu sorunların nitelik ve nicelik olarak boyutları, bir ülkenin sanayileşme ve teknolojik düzeyine, yatırım, üretim, tüketim, dağıtım, fiyat, ihracat ve ithalat gibi ekonomik politikalarına, istihdam, ücret, eğitim, sağlık, kültür gibi sosyal politikalar ile o ülkenin siyasal politikalarına, toplumsal ve demokratik gelişmişlik düzeyine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Gerçekte tüketicinin; üretimin ve kendisine sunulan hizmetlerin kalitesini belirleme gücünü kazanması, üretim-tüketim ilişkisinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi gerekirken ülkemiz gibi hızlı ve bilinçsiz bir tüketimin olduğu ülkelerde maalesef sadece tüketimin bir parçası haline gelmiştir.

Dünyada ekonomik sistem içinde, teknolojik gelişmelerin örgütleştirdiği sanayici ve işadamı örgütlenmelerine paralel olarak tüketiciler de örgütlenmeye başlamışlardır. Bu örgütlenme hareketlerinin temelleri 1908 yıllarına kadar inmektedir. Birçok ülkede, tüketicinin problemleriyle ilgilenilmesi ve bunlara çare bulunması öncelikle kadın dernekleri tarafından ele alınmış, daha sonra özellikle gelişmiş ülkelerde çok büyük bir güç haline gelmiştir. Günümüzde tüketici örgütleri piyasayı kontrol eder hale gelmiş, tüketicinin hak ve çıkarlarına ters düşen uygulamaları kolaylıkla bertaraf etmişler, çok iyi kampanyalarla piyasayı kamu lehine kontrol eder hale gelmişlerdir. 

Ülkemizde tüketici hareketleri yeni değildir. Ancak çeşitli faktörlerin etkisi ile hiçbir zaman çok etkin hale gelememiştir. Gerçek anlamda tüketici örgütlenmeleri 1990’ lı yıllardan sonra ortaya çıkmış, çeşitli aktivitelerde de kendisini göstermiştir. Tüketici örgütlerinin aktivitelerine bakıldığında da çok fazla çok büyük etkiler olmasa da özellikle belirli dönemlerde ve belirli konularda piyasayı kontrol ettikleri görülmüştür. Sınırlı kaynakları ve gönüllü çalışmaları sayesinde az kaynakla, kısa sürede istenen düzeyde olmasa da epeyce bir yol aldıkları söylenebilir. 

Bu eğitim programında da  özelikle tüketici aktivistleri olan tüketici derneği çalışanlarına tüketicinin korunması ve eğitiminde online eğitim verilmesi amaçlanmıştır.  

Eğitim programı Merkezi Finans ve İhale Birimi tarafından ihale edilen, Türkiye ve AB arasında Sivil Toplum Destek Programı III  (CSD III) kapsamında; Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma Birliği Derneği (TUKO-BİR) liderliğinde,  National Association for Consumers’ Protection and Promation of Programs and Strategies from Romania-InfoCons işbirliği ile hazırlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

Bu eğitim programı;

 

·       Hedef gruplar ve tüketici derneği aktivistlerinin tüketici hakları, korunması, tazmini, tüketiciyi koruyan yasalar kamu ve özel sektörde bilgi, algı ve  tutumların analizi ve belirlenmesi ile,

·       Tüketici örgütlerinin ve tüketiciler tarafından tüketici korunması konusundaki bilgileri ve bunun tüketiciyi koruma konusundaki kullanım düzeyi ortaya konarak,

·       AB ülkelerindeki iyi uygulamaların analizi, Türkiye ile kıyaslanması ve tüketici korunması konusu hakkındaki iyi uygulamaların oluşturulması

·       AB tüketici müktesebatı ile uyumlaştırma için tüketici korunmasında bir sistem tanımlama, analiz ederek, 

·       Genelde AB ülkelerindeki tüketici müktesebatını yasa, direktif ve düzenlemeleri (özelde de proje ortağı ülkelerdeki ) çalışmaları analiz ederek bir eğitim programı oluşturulmuştur. 

 

EĞİTİM KONULARI

 

TUKO-BİR'in kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi için Halkla ilişkiler stratejileri, Savunuculuk ve Lobicilik konularında  3 eğitim düzenleyecektir. Bu eğitimlerin her biri 2 gün sürecektir.

1.Halkla ilişkiler (PR) stratejileri, TUKO-BİR'in tüketicilerle daha etkin iletişim kurmasına ve mesajlarını yerel topluluklara ulaştırmasına yardımcı olacaktır.

2.Savunuculuk eğitimi, (ADVOCACY) TUKO-BİR'in tüketici haklarını daha etkin bir şekilde savunmasına ve tüketiciler için savunuculuk kampanyalarını kolaylaştırmasına yardımcı olacaktır.

3.Lobicilik, (LOBYING) TUKOBIR temsilcilerine, yerel ve ulusal düzeyde politika / karar vericileri ikna etmek veya bunlara baskı yapmak için gerekli, etkili lobi stratejileri öğretecektir.

 

Eğitim programının tüm taraflara hayırlı olmasını diler, emeği geçenlere teşekkür ederim. 

 

            Prof. Dr. M. Hamil NAZİK

                                               Tüketiciyi Koruma ve Dayanışma   

                                                    Birliği Derneği Genel Başkanı 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Giriş                             

Günümüzde akıl almaz bir üretim ve tüketim döngüsünün oluştuğunu görmek mümkündür. Günümüz insanı artık neyi nasıl ne biçimde tüketeceğini, bunları nasıl elde edeceğini düşünmekten, çevresinde bulunan diğer insanların bile farkına varamaz bir boyuta gelmiştir. Dolayısı ile günlük alışverişler artık insandan insana olmaktan çok, nesnelerden insanlara oluşmaya başlamıştır. Tüketimin bu yeni boyut ve biçimi, evlere kadar girmiş ancak çok farklı kategorilerde ele alınmaya başlamıştır. Evin bir köşesinde otururken yeni bir ürün ya da hizmetle karşı karşıya bulunan bireyde bu objeyi elde etme duygusu kendiliğinden oluşmakta, birey farkında olsun ya da olmasın, arzularının etkisi ile harekete geçmektedir.   Bir taraftan çevrenin insana sunduğu bol şatafatlı ürün ve mal çeşidi, diğer taraftan insanın kendi içinden gelen sesi dinlemesiyle oluşan bir etkileşim süreci tüketimlerini körüklemektedir.  

Bu tüketim çılgınlığı ya da tüketim biçimi insan yaşamını, doğal olarak da toplumsal yaşamı yakından ilgilendirmektedir. Bu bağlamda bakıldığında en küçük toplumsal ünite olan aile yapısı ve işlevlerinde de değişimler meydana gelmiştir. Geleneksel toplumlarda birçok işlev aile içinde toplanırken, büyük kent yaşamında temelden değişim başlamış, aile birçok fonksi­yonunu kaybetmiştir. Özellikle modern yaşamda bireyler evden uzak­ta, örgütlü işyerlerinde çalışmakta, ailenin eskiden kendi içinde hallet­tiği birçok faaliyetin aile dışında özel kurumlar tarafından yapıldığı bir çevrede yaşamaktadır. Bu nedenle de aile kaynakları miktar ve sa­yısında daha fazla bir artış ve karmaşa gözlenmektedir. Aile toplumsal çevresini oluşturan kendi dışındaki uzmanlaşmış ve örgütlenmiş bir çevrede çok daha etkin bir teknolojinin oluşturduğu kurumlarla çevrili yaşamakta­ ve hepsi az veya çok bu koşulların etkisinde kalmaktadır.

            Dolayısı ile günümüz aileleri, ekoloji, ya­şam koşullarının değişimi, geçim kaynağı farklılaşması, aile kompo­zisyonu değişimi, aile içi ve dışı roller ve ilişkiler, ticarileşen ve dışa dönük işlevlerin artışı, çocukların yetiştirilmesi, aile statüsü değişim­leri, güvence ve değişen dış çevreye uyum gibi birçok değişik­liklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Aile bütün bu değişimler ve karmaşalar karşısında zaman zaman çaresiz ve korumasız kalmaktadır. 

Nitekim tüketicinin korunması konusu içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren önem kazanmış ve en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Günümüzde tüketicinin karşı karşıya kaldığı en önemli mesele sınırlı kaynakları ile ihtiyaçlarını en iyi şekilde giderebileceği mal ve hizmetleri satın almaktır.  Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler nedeni ile kaynaklarda önemli artışlar meydana gelmekte, bu durum her gün yeni mal ve hizmetlerin üretilmesine neden olmaktadır. Tüketicinin ürün ve hizmetlerin çeşitliliği ve karmaşıklığı karşısında tüketim alanlarının bir veya birkaçında bir dereceye kadar uzman olması mümkün olsa bile, ürün ve hizmetleri tam olarak değerlendirebilmesi imkânsızdır.

            Bu nedenle de günümüzde tüketici sorunları çok boyutlu ve kapsamlıdır. Bu sorunların nitelik ve nicelik olarak boyutları, bir ülkenin sanayileşme ve teknolojik düzeyine, yatırım, üretim, tüketim, dağıtım, fiyat, ihracat ve ithalat gibi ekonomik politikalarına, istihdam, ücret, eğitim, sağlık, kültür gibi sosyal politikalar ile o ülkenin siyasal politikalarına, toplumsal ve demokratik gelişmişlik düzeyine bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

               Çağımızda ortaya çıkan köklü değişikliklerin bir sonucu olarak tüketici; üretimin ve kendisine sunulan hizmetlerin kalitesini belirleme gücünü kazanmış; üretim-tüketim ilişkisinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

Bu sayılan değişim ve dönüşümleri ülkemizde de yakından izlemek mümkündür. Türkiye, Cumhuriyetin kurulmasından beri çok hızlı bir değişim ve gelişim içine girmiştir. Özellikle 20. yy’ ın ikinci yarısından itibaren gelişen küresel yapılanma toplumsal yapıyı, dolayısı ile de tüketim olgusunu değiştirmiştir. Bir taraftan aile yapısı değişimi ve kentleşme, diğer yandan küreselleşme gibi olgular aileleri üretim birimi olmaktan daha fazla tüketim birimi olmaya zorlamıştır. Her yenilik gibi, bu değişimler de beraberinde birtakım problemleri getirmiş, önemli tüketici sorunları ortaya çıkmaya başlamıştır.        

Sonuçta da ülkemizde tüketiciler; öncelikle mikro sorunlardan makro sorunlara kadar bir dizi sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Şöyle ki artık birçok mal ve hizmette tüketici ne üretici ne de satıcı ile doğrudan temas da kuramamaktadır. Tüketicinin korunmasında da asıl sorun burada yatmaktadır. Normal koşullarda muhatabın belli olduğu durumlarda sorun çözmek nispeten daha kolayken, tüketici zincir ya da merkezi yurtdışında olan birçok ürün ve hizmette sorununu çözememektedir. Ayrıca piyasada normal şartlarda olması gereken özellikte özellikleri bulunmayan birçok mal ve hizmet piyasada bulunmakta bu da tüketicinin tek başına çözemeyeceği kadar problemi beraberinde getirmektedir. Oysa tüketici problemlerinin çözülmesi yalnızca tek bir bireyin probleminin çözülmesi olarak algılanmamalı, ekonomik ve sosyal bağlamda ülke açısından da önemliliği göz önüne alınmalıdır. Çünkü bir ülkede üretimin, verimliliğin, kalitenin ve rekabet gücünün artırılması gibi önemli gelişmeler aslında tüketici korunması ile yakından ilgilidir.

Ülkemiz gibi tüketicinin korunmasına yönelik çalışmaların yeni olduğu ülkelerde; tüketici bilincinin gelişmesi, tüketicinin kendi ihtiyaçlarını iyi tespit edip, ihtiyaçlarına en iyi cevap verebilecek mal ve hizmet seçimini bilinçli ve akılcı yapabilmesi, satın alma aşamasında aldatılmaması, malların kullanımında dikkatli olup güven içinde davranması konuları önem kazanmaktadır.

Bu noktada da tüketicinin tek başına hareket etmesi ve kendi kendini koruması çok da mümkün görünmemektedir. Tüketici bilincinin geliştirilmesi her ne kadar kamunun ve devletin görevi olarak görülse de gerçekte aktif koruma tüketicinin kendi kendini koruması ile mümkün olacaktır. Bunun için de tüketicinin bilinçli olması; bilgilendirilme ve eğitilmesi ve örgütlenmesi iki önemli faktör gibi görünmektedir. Tüketici örgütleri tüketiciler tarafından kurulmuş bağımsız ve özgür hareket eden temel amaçları tüketicinin korunması ve eğitimi olan sivil toplum kuruluşlarıdır.  

Avrupa birliğine girme çabalarında bulunduğumuz bu günlerde tüketicinin korunması konusunda çalışmalar hız kazanmıştır. Tüketicinin eğitim ve korunması konusunda aktif bir rolü olan derneğimiz tüketicinin mevcut yasalar ve teamüller çerçevesinde daha etkin olmak amacıyla bir dizi faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu faaliyetlerden biri olan Avrupa Birliği projeleri yapma kapsamında hazırlamış olduğumuz bu proje gereği tüketici aktivistlerine verilecek online eğitim modülleri hazırlanmıştır.  

Eğitim programının amacı; taraflardan birinin tüketici olduğu her türlü faaliyetle uğraşan kişilere tüketicinin etkin korunması için gerekli temel bilgileri sağlamaktır. 

Tüketicinin korunmasında Mevcut Durum

 Dünyada

            Tüketicinin korunmasını sağlamak üzere tüm ülkeler kendi şartlarında çözümler üretmeye çalışmıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde, sistem kendini idare eder duruma gelmiştir. Bu konuda Avrupa birliği ülkeleri ve ABD’ nde fazla sorun görülmemektedir. Tüketiciye mal ve hizmet sunan işletmeler tüketicisine saygılı davranmakta kamu da bunun oluşması için gerekli önlemleri almaktadır. Ancak orada da hiçbir sorun olmadığını söylemek yanlış bir ifade olacaktır.

Tüm dünyada, küreselleşmenin kazandığı ivme dolayısıyla tüketicinin korunması açısından uluslararası gelişme ve ilişkilerin izlenmesi yaşamsal öneme sahiptir. Bu ilişkiler açısından çeşitli uluslararası anlaşmalar yapılmış çeşitli konferanslar, kongreler, toplantılar düzenlenmiştir. 

Avrupa Birliği, izlediği ortak politikalar, ortaya koyduğu ilke ve standartlar ile üye devletleri pek çok alanda ortak bir zeminde birleştirmeyi ve uygulamadan kaynaklanan farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Türkiye, Avrupa Birliği’ne tam üyelik öncesinde, birliğin mevzuatına uyum çerçevesinde önemli ekonomik, hukuki ve sosyal reformlar gerçekleştirmektedir. Bu reformların en önemlilerinden bir tanesi de, tüketicinin korunmasına yönelik bir tüketici politikasının oluşturulmasıdır. 

AB Tüketici politikasının amacı da; bu doğrultuda tüketici ile üretici/satıcının haklarını eşit şekilde korumak suretiyle, taraflar arasında bir uzlaşma zemini oluşturmaktır. AB’nin gelecekteki ekonomik, sosyal ve siyasi politikalarının oluşmasına yönelik olarak üye ülkeler arasında 1997 Amsterdam Anlaşması imzalanmış 153. amaç maddesi de şu şekilde belirlenmiştir.

 

“Tüketicinin çıkarlarının ve haklarının korunması amacıyla AB, tüketicinin sağlığı, güvenliği ve ekonomik çıkarlarının korunması için katkıda bulunacak, bunun yanı sıra tüketicinin hakları açısından bilgi, eğitim ve organizasyon konularında tüketiciye destek olup tüketicinin çıkarlarının korunması sağlanacaktır.”

Aynı antlaşmanın 153. maddesinin tüketici politikası ise şu maddeler üzerinde durmuştur.

·       Tüketicilerin daha güçlü bir sese sahip olması,

·       Tüketiciler için yüksek seviyede sağlık ve güvenlik sağlanması,

·       Tüketicilerin ekonomik çıkarlarına saygı gösterilmesi.

Avrupa Birliği(AB)nin “tüketici politikası”, birlik tarafından AB vatandaşlarının yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kullanılan en etkili araçtır. 

Gıda sağlığı ve güvenliğinden yanıltıcı reklamların engellenmesine değin pek çok alanda düzenleme ve standartlar getiren tüketici politikası, başta tarım ve rekabet olmak üzere birliğin öteki ortak politikalarını da etkilemesi nedeniyle büyük önem taşımaktadır. 

Özellikle tek pazarın tamamlanmasından sonra ürün ve hizmetlerin serbest dolaşımının sağlanması ile birlikte tüketicinin güvenliği birlik için temel önceliklerden biri haline gelmiş, bu durum tüketici politikasının yalnızca kapsamını genişletmekle kalmamış, üye ülkelerin ortak bir yasal zeminde buluşmasını da son derece önemli kılmıştır. 

AB tüketici politikasının kuşkusuz en belirgin özelliklerinden birisi tüm yenilik ve gelişmelerden etkilenmesi, bu nedenle dinamik bir yapıya sahip olmasıdır. Nitekim bugün artık elektronik ticaretin de, genetik olarak değiştirilmiş gıdaların da AB tüketici politikası kapsamında düzenlenmesi söz konusudur. 

Gündelik yaşamı en çok etkileyen ortak politikalardan biri olan AB tüketici politikasına uyumu yalnızca AB müktesebatına uyum çalışmalarının bir uzantısı olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. 

 

Bugün tüketicinin korunması alanında oldukça ileri bir düzeyde bulunan AB’nin kural ve standartlarına uyum sağlamak, hem vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltecek hem de AB ile ticari ilişkileri geliştirecektir

 

AB Tüketici Politikasının Esasları

AB’de merkezine bireyi alan bir sistem bulunmaktadır. Birlik, AB vatandaşlarının yaşam kalitesini sürekli olarak yükseltmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç için kullanılan en etkili araçlardan birisi de “ortak tüketici politikasıdır’. AB sınırları içerisinde yaşayan tüm vatandaşlar aynı zamanda birer tüketici olarak görülmektedirler. Bugün AB’de yaklaşık olarak 370 milyon tüketici bulunmaktadır. Avrupa Birliği, tüketici politikasını tüm bu tüketicilerin sağlığının korunması, güvenliğinin sağlanması ve ekonomik çıkarlarının korunması esaslarına dayandırmaktadır. Tüketici politikasının uygulanması, bahsi geçen esaslara hizmet eden yasal temelin hazırlanmasını ve tüketici sorunlarının ön planda tutulması hususunun tüm AB politikalarına dahil edilmesini içermektedir. Ayrıca tüketici organizasyonlarının Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmesi de tüketici politikasının önemli bir parçası olarak görülmektedir. AB tüketici politikasının esaslarından olan tüketicinin sağlık ve güvenliğinin korunması, temel bazı ilkeler içermektedir. Örneğin; birlik içerisinde tüketiciye sunulan ürün ve hizmetlerin risk taşımaması, gıda üretiminde kullanılan maddelerin açıkça belirtilmesi, ürünlerin güvenliğinin denetlenmesi gibi zorunluluklar, tüketici sağlığının korunmasının ön koşuludur. Oyuncaktan kozmetik ürünlere, ilaçlardan zehirli maddelere değin pek çok ürün grubuna getirilen standart ve kurallar ise tüketici güvenliğinin sağlanması yolunda atılan diğer önemli adımlardır.

AB tüketici politikasının esaslarından biri de tüketicinin ekonomik çıkarlarının korunmasıdır.

Bu çerçevede tüketici; üretim hatalarından, yanıltıcı reklamlardan, dürüst olmayan ticari uygulamalardan korunmaktadır. AB’nin izlediği Tüketici politikasının temel esaslarını her ne kadar tüketicinin sağlığının korunması, güvenliğinin sağlanması ve ekonomik çıkarlarının korunması oluşturmakta ise de, temel esaslara ek olarak tüketicinin tazmin edilme hakkı, bilgilendirme ve eğitim hakkı ile temsil edilme hakkına da büyük önem verilmektedir. Birlik sınırları içerisindeki tüm tüketiciler satın aldıkları malların bozuk, hizmetlerin yetersiz olması durumunda değiştirme, yasal yollara başvurma ve zararının tazmin edilmesini talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca tüketicilerin piyasadaki ürün ve hizmetler hakkında yeterince bilgi sahibi olmaları da tüketicilerin temel hakları arasında görülmektedir. Tüm bunların yanı sıra AB’de tüketiciler kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini bildirebilmektedirler. Tüketicilerin Birlik politikasını yönlendirmeleri tüketici örgütleri sayesinde olası olmaktadır.

Tüketicinin korunması konusunda kamu otoriteleri tüketicinin korunması ve eğitimi için etkin çalışmalar yapmakta ve tüm tarafları konunun içine çekmektedir.

            Avrupa birliği tüketicinin eğitimi ve bilgilendirilmesine yönelik stratejiler oluşturulmuş  ve üç hususa dikkat çekilmektedir. 

·       Tüketicinin acil ve öncelikli problemlerini belirlemek, 

·       Toplumun her kesimini teknolojik değişmelerden haberdar etmek,

·       Finans hizmetlerini tüketici çıkarları açısından değerlendirilmek, finansal konularda yeterli ve tarafsız bilgi sunmak. 

            Türkiye’nin de imzacı ülkeler arasında olduğu BM Tüketici Anayasası (BM Tüketicinin Korunması Rehberi) imzacı devletlerin ulusal tüketici eğitim politika ve programlarını biran önce uygulamaya geçirmesini 1990 yılından beri istemektedir. 

            Avrupa konseyi gibi uluslararası karar alma organları da sosyal ve ekonomik kalkınma için tüketici eğitiminin temel koşul olduğunu vurgulamıştır.  

            Herkes için eğitim (EFA) adı altında uluslararası bir kurum oluşturulmuş ve bu durum 2000 yılında herkesin tüketici eğitiminden geçmesini hedeflemiştir.  

            Gelişmiş ülkeler artık günümüzde temel tüketici şikayetleri ve tazmini konusunda çalışmaktan çok, tüketici güvenliği, tehlikeli ürünler vb. daha global problemlerle uğraşmaktadır. 

Türkiye’de

            Türkiye’ de tüketicinin korunması ile ilgili başlıca tarafların faaliyetleri şu şekilde özetlenebilir. 

            Devletin Tüketiciyi Koruma Alanındaki Çalışmaları

            Devlet, piyasa ekonomisinin gereği bir yandan serbest rekabeti desteklerken diğer taraftan da piyasayı düzenlemek, disiplin ve kontrol altında tutmak için tedbirler almak durumundadır.   Bu konuda devletin bir tüketici politikası olması gereklidir. 

Tüketici politikası; tüketicilerin refah ve korunmasını etkileyen faaliyetlerin yönetiminde hükümet tarafından yapılan ya da yapılmayan faaliyetleri kapsamaktadır. 

Gelişmiş ülkelerde hükümetler kendi bünyeleri içinde tüketici bakanlıkları, tüketici komite ve konseyleri ile standart ve belgelendirme kuruluşları gibi icra organları kurmak suretiyle uygulama yapmaktadırlar.

            Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın da 167 ve 172. maddeleri devletin tüketiciyi korumaya yönelik uygulamalarının önemlilerindendir. Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’nun değişik maddelerinde de tüketicilerin korunmasına yönelik maddeler bulunmaktadır.  Ancak son yıllara gelinceye değin tüketicinin devlet tarafından korunması konusundaki politikaların işleyişi daima yavaş ve gerekli etkiden uzak olmuştur. 1990’ lı yıllarda özellikle tüketici örgütlerinin ortaya çıkışı ve yaygınlaşması, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olarak Tüketici ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü’nün kurulmasıyla hız kazanmıştır. Özellikle 8 Mart 1995 yılı, 22221 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak, 8 Eylül 1995 tarihinde yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun bu konuda atılmış en önemli adım niteliğini taşımaktadır. Çıkarılan bu kanunla tüketicinin korunması konusu tek bir çatı altına alınmış ve mevzuat açısından da önemli yenilikler ortaya konmuştur. Bu kanun daha sonra piyasanın gereklerine uygun olarak tekrar revize edilmiş ve 6.3.2003’ de kabul edilerek tüketicinin hizmetine girmiştir.  

İlgili kanun 07.11. 2013 tarihinde tekrar detaylı bir revizyona girerek 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanunla tüketici korunmasında önemli yenilikler getirmiştir.

            Türk Gıda Kodeks’i Yönetmeliği’nin 9.  bölümünde “Ambalajlama, Etiketleme ve İşaretleme” başlığı altında, Türk Gıda Kodeks’ inde yer alan tüm gıda maddelerinin ambalajlanması zorunluluğu getirilerek; gıda maddelerinin etiketinde bulundurulması zorunlu bilgiler belirlenmiştir.

            Evlerde ve benzeri yerlerde kullanılan elektrikli cihazlar için güvenlik kurallarına ilişkin standartlar bulunmaktadır.  Standart belgesi bulunan sanayi mamullerinin ambalajları üzerinde bulunması gereken bilgiler her standartta belirlenmiştir.

Hizmetlere yönelik tüketici bilgilendirilmesi hakkında reklamlar dışında hiçbir düzenleme mevcut değildir.

Aldatıcı ve yanıltıcı reklâmların önlenmesi konusunda ana kanun ‘’Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’dur’’.  

            Kozmetiklerle ilgili uygulamalar Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’ nün yetki ve sorumluluğunda olup, Kozmetik Kanunu ve Kozmetik Yönetmeliği ile kurallara bağlanmıştır.  

            İlaçlarla ilgili uygulamalar ise Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nün yetki ve sorumluluğunda olup, Beşeri İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu ve Tıbbi Müstahzarların Tıbbi Tanıtım Yönetmeliği ile kurallara bağlanmıştır.  

 Tüketicinin Örgütlenmesinde Mevcut Durum  

            Türkiye’de tüketici örgütlenmesi 1990 yılından sonra başlayan yeni bir harekettir. Özellikle 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’ un yürürlüğe girmesiyle birlikte tüketici örgütleri sayısında da artış olmuştur. Bugün itibarı ile özellikle de il düzeyinde olmak üzere kırkın üzerinde tüketici örgütü vardır. Ancak Türkiye çapında örgütlenebilenlerin sayısı sınırlıdır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında oluşturulan Tüketici Konseyi, Reklam Kurulu, Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri ve Toptancı Hal Hakem Heyetlerinde tüketici örgütleri belirli kıstaslar doğrultusunda temsil edilmektedir. Reklâm Kurulu’nda temsil edilen tüketici örgütleri ise Tüketici Konseyine Katılan örgütler arasından seçilmektedir. 

            Tüketici örgütleri kısıtlı ekonomik koşullara karşın örgün ve yaygın eğitim kapsamında tüketicilerin eğitilmesi, bilgilendirilmesi ve korunmasına yönelik önemli çalışmalar yapmaktadırlar. Televizyon ve radyo programları, konferans, panel, seminer, basın açıklamaları bu çalışmaların bazılarıdır.  

            Ancak, tüketicide örgütlenme bilincinin zayıflığı, yasal düzenlemelerdeki kısıtlayıcı ve caydırıcılık, maddi sorunlar gibi çeşitli nedenlerle ülkemizde tüketicinin örgütlenmesi istenilen düzeye getirilememiştir.

İşletmelerin Tüketiciyi Koruma Alanındaki Çalışmaları

            Ayrıca tüketici eğitimi ve bilgilendirilmesinde özel kesimin de çalışmaları giderek artmaktadır. Birçok işletme tüketiciye zarar verici uygulamaları önleyici tedbirler almakta, zaman zaman hatalı ürünlerini gönüllü olarak düzeltme yoluna gitmektedir. İşletmeler tüketiciyi daha iyi anlayabilmek için direk yöntem ve araçlar geliştirirken, tüketici şikayet ve rahatsızlıklarını dinlemeye ve değerlendirmeye başlamışlardır. Bunların başında da 0 800’lü ücretsiz tüketici danışma hatları, tüketici danışmanlığı gibi uygulamalar gelmektedir Modern, sosyal pazarlama anlayışını benimsemiş, mal ve hizmet üretiminde tüketici tatminini ön plana alarak etik kurallara uygun ürün sunan işletmelerin tüketici taraftarlığı konusunda olumlu oldukları söylenebilir.